bir araştırmacının günlüğü

Budama haftasının (haftadan biraz uzun oldu sanırım!) sıradaki hedefi kitaplarım oldu. Ama kitaplarımı kurban etmedim, azad ettim!
Evde ve okuldaki kitaplığımda yıllardır okunmayı bekleyen en iyi arkadaşlar vardı ve benim gösterdiğim büyük ilgiden (!) artık çok sıkılmışlardı. Ben de üçüncü kez kalkıştığım kitap bağışı seferberliğinde büyük bir kısmını bizim kütüphaneye vererek onları mutlu ettim. Tümünü vermedim tabii ki; zamanında bir hevesle aldığım ve sonra okumadığım, okumaktan vazgeçtiğim, zaman ayıramadığım kitapları verdim. Düşündüm de; bende durdukça işe yaramayacaklar. Hepsine yetecek kadar zaman bonkörü değilim. Kütüphanede mutlaka birilerinin işine yarar. Laboratuvarın kütüphanesi var ama oraya bakanı görmedim henüz. Okulun kütüphanesi herkesin ortak baktığı yer, internetten arama yapma imkanı ile erişimi kolay. En mantıklı yer orası gibi geldi. Sadece kitap değil, dergileri de gözden geçirdim. Bilim ve Gelecek’in birçok sayısı vardı bende, bizim kütüphanede yokmuş, onları da verdim, en çok da onlara sevindim.
Budama haftasının RSS okuyucusundan sonraki talihlisi Gmail ve kalender arkadaşım oldu!
Ben tüm e-posta iletişimim için Gmail kullanıyorum. Baktım bir sürü etiket var, gelen kutusunda tonla e-posta beni bekliyor, sakladığım gereksiz iletiler sürekli ilgimi çekiyor, vb. Muhtemelen çoğu kişi de benzer durumdadır. Ve herkes benim gibi biriktirmeye devam eder. Onları güzel güzel sınıflamaya falan. Arada dönüp bakarsın, aynı mesajları birkaç kez okursun, şimdi cevap yazmayayım sonra yazayım deyip okuduğun zamana da yazık edersin. İnternette dolanırken, temiz bir gelen kutusuna dair fikirler gördüm ve nedense hemen işleve koyasım geldi ;)
Başlamadan not: Kişisel bir yazıdır, kafamı toparlamak için yazıyorum. Okur tamamen farklı düşünebilir veya hiç ilgisini çekmeyebilir.
Zamanında blog tutmak üzerine bir yazı yazmıştım. Bu yazıyı ara sıra okumaya ihtiyacım var. Şimdi onun diğer yüzünü düşünmek istiyorum, yani blog yazmak değil de okumak yönünü…
İnternet, son birkaç yılda insan hayatında çok büyük bir etken olmaya başladı. İnternet sosyalliği gün geçtikçe daha da demir atıyor hayatımıza. İletişimdeki önceki dev adım radyo ve televizyon ile gelmişti. İnternetin dev adımı ise linke tıklama teknolojisi oldu, ve en sonunda katkıda bulunma imkanı. Yani, isterseniz yalnızca izleyen/dinleyen olmuyorsunuz artık. Saçmasapan takma adlara bürünüp (ya da isim vermeyip) küfretmek; saatlerce uğraşılıp göz nuru ile hazırlanan içeriklere üstünkörü yorumlarda bulunmak; Türkçe yazmayı bilmediğinizi ilginç bir alfabe ile (nbr qanqa, boswer ya!) tüm aleme haykırmak sizin elinizde. Neyse, konuyu dağıtmayalım. Neydi asıl konu? Blog okumak. RSS okuyucular ile çoğumuzun yaptığı işlerden biri. Benimse uzun süredir yaptığım ama en son bir sadeleştirmeye gittiğim.
İşler rahatlamış… Normalde bu hafta ne yapsam, neler öğrensem diye düşünür insan. İzlenmemiş filmler, gidilmemiş yerler, görülmemiş arkadaşlar, okunmayı bekleyen kitaplar… Bir liste hazırlamaya kalksam hafta onunla geçer zaten. Ama ben tam tersini yapacağım. Hayatıma katacağım en güzel yeni şey onu budamak olacak. Düşünüp bir sürü şeyi çöpe atacağım, gereksiz işleri bir daha dönüp bakmamak için sileceğim, bazı şeyleri unutacağım. Ortalık bir ferahlayacak, pîr ferahlayacak. Şunu da izleyeyim yok, bunu da okuyayım yok, şu işler yarım kalmıştı yapayım yok. Bu haftayı hayatı budama ve sadeleştirme haftası olarak seçtim. Biriktirip biriktirip atmak lazım arada.
Birkaç gündür boş zamanlarımda uğraşıyorum. Sonunda Wordpress’in güncel sürümüne tüm eklentiler ve içerikle güncellendim sanırım. Ama ne yazık ki sayfaların sayaçları sıfırlandı. Matlab’a giriş dersi 7500′i, diğer Matlab dersleri ise 4000′leri bulmuştu! Sıfırdan başlayacağız artık saymaya.
Wordpress’in güncel sürümü ile benim kullandığım arasındaki en temel fark bu sürümün kendini tek tuşla güncel tutabilmesi! Wordpress çok olgunlaşmış bir sistem artık. Hiçbir fikriniz yoksa, internet dünyası hakkında büyük bir eksiğiniz var demektir. Neyse, problem çıkarsa yavaş yavaş halledeceğim artık. Karşılaştığınız hataları bana bildirirseniz çok memnun olurum.
Bloğun açılışından bu yana 601 gün geçmiş. Bugün, ilk kez tamamına yakını başka bir yazarın katkısıyla oluşan bir yazı var menüde! Pınar‘dan bize, LaTeX’te daha güzel formüller elde etmek için birkaç matematik formülü yazma tüyosu :)
Altta açıklamalar var, burda da kullanım örnekleri ve elde edilen görüntüler. Buyrun…
Bazen (aslını söylemek gerekirse çoğu zaman) keşke yarım yüzyıl önce yaşasaydım diye hayal ederim. Verinin bu kadar hızlı dolaşıp algının yüzeyselleşmediği bir dünyada; kendimi dünyadan soyutlayabileceğim ve iç sesimi duyabileceğim köşelerin bulunduğu, kitaplarla ve düşüncelerle başbaşa geçirilebilecek günlerin bölünmeyeceği bir çağda. Torunlarımızın işi gerçekten zor olacak. Artık sokaklarda ne misket oynayan çocuklar var, ne de pikniğe giden ilkokul öğrencileri.
Esaretin Bedeli’nde (Shawshank Redumption) bir sahne vardır: Brooks hapishaneden çıkar ve kalanlara bir mektup gönderir. Der ki; insanlar bir telaşa kapılmış, etrafta hep bir yerlere yetişmeye çalışanlar, sürekli bir koşuşturmaca…
IEEE 17. Sinyal İşleme ve İletişim Uygulamaları Kurultayı (SİU’09), Kocaeli Üniversitesi tarafından 9-11 Nisan’da, Antalya’da düzenleniyor. Sinyal işleme ve ilgili konulardaki Türkiye’deki en önemli organizasyon. Erken kayıtlar için bugün son, daha sonra biraz daha fazla ücret ödenerek normal kayıt yaptırılabiliyor.
PILAB olarak biz de kabul edilen bildirilerimizi sunacağız. Programa göre benim sunumum (”Yüz Özniteliklerinin Takibi ve İşaret Dili için İfade Tanıma”) son gün, saat 11 civarlarında, 2. Salon’da olacakmış. Bildiri, genel olarak tezde yaptıklarımın bir bölümünün Türkçesi halinde hazırlandı. Sunumu da benzer şekilde hazırlayacağım.
Akademik yönünün yanısıra, SİU’ların diğer güzel yanı, dönem arasında verdiği küçük bir tatil havası ve ülkedeki benzer işler yapan insanların iletişimine altyapı oluşturması. Gelenlerle SİU’09′da görüşmek üzere…

Literatür taraması yaparken genelde şöyle bir yöntem izlenir: Araştırmacı ilgili tüm makaleleri çıktı alıp, tüm notları üstüne yazar. Ekrandan anlaması zor olan kişiler için (benim gibi) bu yöntem makaleyi daha iyi anlamayı sağlar. Fakat makale sayısı arttıkça ve geçmişe dönmek gerektikçe işler biraz zorlaşır. Tezinizde ilgili notları derlemek, sınıflandırmak, alıntıları geçirmek falan… Zor iş… Yani bu iş için bunca araç varken biraz zaman israfı gibi. Bu araçlar gittikçe daha da gelişirken bi de.
Ben literatür taraması yaparken Jabref‘i kullanmıştım ve okuduğum tüm makaleleri orada etiketleyip, sınıflandırıp, notları oraya geçirmiştim. Pdf’leri de tek bir dizinde saklıyordum belli formatta isimlendirerek. Jabref’in içinden pdf’leri otomatik açabiliyorsunuz, insan klasörler içinde kaybolmuyor. Jabref’i tek çalıştırılabilir java dosyası olarak (yanına pdf’leri de koyarak) bellekte taşımak da mümkün. Dolayısıyla arada yedeği alınarak bibtex dosyası güncel tutulabiliyor. Yeni makaleleri eklerken Google Scholar’dan Bibtex’e aktar seçeneği ile alıyordum bilgileri. Biraz zahmetli de olsa uzun vadede kaybolmayı engelliyor ve bilgiler hasıraltında kalmıyor.
Programlama bana göre çok keyifli bir iş. İşleri otomatik halledebildiğim ve iyi program yazabildiğim zaman gayet keyifli oluyorum. Zor bir türevi alabilmek gibi bir şey, yeme de yanında yat misali… Pratik yaptıkça daha da güzelleşiyor işler. Tek tıkla, topluca (ya da namıdiğer “batch” halde) iş halletmek mesela, harika! Bilgisayar senin işlerini halletsin, sen gez, dolaş, eğlen, ooh! Ama bazı kişiler bunu anlayamıyor. Hâlâ farenin sağ tıkı ile kopyala/yapıştır yapanları ya da yazdığı kodu tüm parametreler için elle tekrar çalıştıranları görünce şaşıyorum böyle insanlara. Örneğin yayınevinde çalışan bir kişinin fareyi sağ tıklamak yerine kısayolları kullanmakla ömründe ne kadar zamanı boşa çıkaracağını hesaplasak, “vay be” ile karşılaşırız (Tabii memur bünye için ne gerek var kısayollara, işi hızlandırmaya falan!).