Güzellikler nasıl yitirilir, değerler nasıl kaybedilir, fırsatlar nasıl kaçırılır? Hüzünle biten umut dolu bir yolculuk: Köy Enstitüleri.

Bugün rastladım bu belgesele. Önceden Enstitüler hakkında yazılar, kitaplar okumuştum, çok etkilenmiştim. Görünce de etkilenmemek mümkün mü? Türkülerle, zaybeklerle, halaylarla, klasiklerle, tartışmayla, çalışmayla dolu dolu bir eğitim. Belgeselin sonu her Türk filmi gibi malum; kötü son! Türkiye’de şu anda tartıştığımız gündemlerden de belli zaten.

İlk bölüm, yani kuruluş felsefesi nasıl bir ideal! Tonguç’un yolladığı yazı: “Hiç bir öğretmen öğrenciye el kaldırmayacak, vurmayacak, bağırmayacak, …”. Hem de öğretmenler, bunu velilerin cebine akrep girmesin diye değil, böyle olması gerektiğine inandığı için yapacak. Her hafta tüm öğretmen, öğrenci ve personelin buluştuğu bir özeleştiri toplantısı olacak. Her öğrenci bir enstrüman çalmayı öğrenecek. Eğitim seviyemizin ne durumda olduğunu, teorinin  pratikten kopuk işlevsizleştiğini birebir yaşayarak öğrendiğimiz ‘Günümüz Türkiyesi’nden maziye buruk bir bakış. Çok eskiden değil, yarım yüzyıl önce; çok uzakta değil, bu coğrayfada. Hem de burnumuzun dibinde ne büyük denizlere açılmışız, ne büyük bir ordu kurmaya çalışmışız. Nerdeeen nereye…

Güzelliklerin önü tıkansa da umutlar tükenmez; bir gün herşey daha güzel olacak!