17Kas2008
Kategoriler: Fikirler
Okunma sayısı: 285
Bu yazıyı daha ciddi düşünüp ayrıntılı yazmak istiyorum ama şu an biraz yazmadan edemeyeceğim.
Bir arkadaşım var, ülkesinin gözbebeği bir üniversitesinde okumaya çalışıyor. Hevesle dersler almış. Ama dersin hocaları onu dertlendirmiş. Ben de onun dertlerine sessiz kalamadım. Düşündüm…
İyi bir öğretmen,
- Öğrenciyi “öğrencisi” olarak görmeli
- Adım adım gitmeli
- Merak ettirmeli
- Cesaretlendirmeli
- Temelleri verip detayları öğrencinin keşfine bırakmalı
- Öğretmenliğin ne kadar emek istediğini ve bu emeğin ders materyalinin niceliğinde değil niteliğinde yattığını bilmeli
- Öğrenciden ne beklediğini düşünmeli
- Dersin “sınır”larını koymalı (geçmek isteyen olursa ne âlâ), sınıfı bezdirmemeli, tam çalışan öğrenciler özgüvenle dolabilmeli, sürekli bir şeyleri eksik hissetmemeli
- Tahtayı kullanmalı, öğrencinin dersi takip edebilmesine imkân tanımalı
- Dersi alanlar lisansüstü öğrenciler ise, onların gelecekteki muhtemel öğretmenler olacaklarını unutmamalı
- Öğrencilerin başka dersler aldıklarını unutmamalı
- ve daha birçok şey…
Daha sonra bu yazıyı toparlayacağım. Yazının kahramanları sebebiyle şu sıralar Orhun Kitabeleri’ni deşifre ediyorum, yolda gittiğim tarafı unutuyorum, mecnun gibi dolanıyorum… Bunu da unutmayayım, bir gün oturup güzelce yazayım diye ekledim.
Haftaya bugün “Öğretmenler Günü”. Şimdiden iyi öğretmenlerin günü kutlu olsun. Sağolsun, varolsunlar.
Aydin Tarik Zengin
18 Kasım 2008, 8:29 am
Bu okuduklarim gercek mi? Gercekten bunlari dusunen akademisyenler de var mi? Ben bugune kadar karsilasmadim. Madem bu yazi sadece giris mahiyetinde, ben de uzun yorumumu asil yaziya saklayayim. Cok ama cok doluyum cunku bu konuda.