ismailari.com İsmail Arı'nın internet güncesi

Temel konular için yanlış yöntem: bloglar

2009 26 Ekim

Bir blog; güncel konuları takip etmek için, arkadaşların düşüncelerini paylaşmak için, küçük kod parçaları için, “tutorial” tarzı anlatımlar için, bir projenin gelişme raporlarının takibi için ve daha birçok şey için iyi bir araç olabilir. Fakat temel metinler için hiç ama hiç doğru bir araç değil. Örneğin nümerik metodlar bir blogdan öğrenilmez, yani şu anki blog teknolojisi ile bu pek mümkün değil. Ya da ücretsiz olarak pek mümkün değil. Bu, halis muhlis basım kokusu olan kitaptan öğrenilir. Video dersleri de buna eşlik edebilir Bence bunun mantıklı yolu bu. Özenle yazılmış, işin pîrlerinin onca kitabı varken, günden güne onlardan uzaklaşmayı tercih etmek, zihni zorlamayıp çok basit birkaç giriş seviyesinde yazıya “paylaşım için sağol” demek, günden güne körleşmekten başka hiç bir işe yaramaz sanırım. Okyanus orda öylece yatarken, küçük göletlerde takılmak gibi bir şey. Bana kalırsa böyle bir bloğu takip etmekten de, böyle bir blog tutmaya soyunmaktan da kaçınmak lazım. Yani, elde sadece çekiçle dolaşmamak lazım. Malum, tüm problemler çivi değil.

Yazının devamını oku »

Kod istatistikleri

2009 24 Ekim

Kod geliştikçe arada istatistiklere bakmak güzel oluyor. Kodu subversion’da tutuyorsanız statsvn ile bunu yapmak mümkün. Bunu her yaptığımda nasıl yaptığımı unutup, tekrar bakmam gerekiyor. Burada saklayayım…

Statsvn Ubuntu depolarında var. Oradan çekilebilir veya jar dosyası olarak indirilip java ile çağırabilir. Ben paketi indirdim, statsvn diye doğrudan çağırılabiliyor. Merak ettiğiniz açık kaynak bir projenin istatistiklerini de görebilirsiniz. İşlemler şöyle:

Yazının devamını oku »

Yüz takibiyle fare oynatmaca

2009 22 Ekim

Hep merak etmişimdir, işimiz insan-bilgisayar etkileşimi ama bilgisayar bizle etkileşiyor, biz onunla nasıl etkileşeceğiz diye. GNU/Linux kullanıyorsanız 15 dakikada bilgisayarınızı Azınlık Raporu’ndaki muhteşem etkileşim sahnesinin çoook minimal haline getirebilir ve küçük Tom Cruise’u oynayabilirsiniz.

İhtiyacımız olan paketler: python, opencv (halihazırda python kodları geliyor) ve xdotool

Yazının devamını oku »

Açık yayın manifestosu

2009 21 Ekim

Yakın zamanda Bill Gasarch’ın tetiklemesiyle Daniel Lemire de kendi manifestosunu yayınlamıştı. Düşünceler üstüne denk gelinen bu yazılar bana da vesile olsun.

Genç araştırmacının açık yayın manifestosu :

  1. Araştırmalarını koyacağın bir internet sitesine sahip ol.
  2. Bir yayın yaptığında (makale, poster sunumu, vb.), öncelikli işin onu kendi internet sitene veya diğer araştırmacıların ulaşabileceği bir internet sitesine koymak olsun. (Ör: arXiv)
  3. Eğer bir konuşma verirsen, sunumu sayfana koy. Eğer konuşma kayda alındıysa, kaydı video olarak da koy ve sitenden bağlantı ver.
  4. Bu yayınla ilgili gelişmeleri ve (teknik, teorik, yazım, noktalama, vb.) hataları da bu sitede yayınla.
  5. Bu güncellemeleri diğer araştırmacıların rahat ulaşabileceği şekilde sun. (Ör: RSS, Atom)

Ve isteğe bağlı, genişletilmiş sürüm:

  1. Yayınlarında kullandığın kaynak kodu, küçük bir kullanım kılavuzu ile yayınla.
  2. Blog sahibiysen; bloğunda, araştırmanın özetçe kısmının daha günlük dille yazılmış bir sürümünü yayınla.

Kodları renklendirmek

2009 21 Ekim

Eğer bir internet sitesinde kod yayınlıyorsanız, kod kısımlarını farklı biçimlendirmek okurlarınız için paha biçilemez bir nimet. Çünkü, örneğin ben, Arial veya Times New Roman fontunda kod okumayı hiç ama hiç sevmiyorum, beceremiyorum da. Hizalamadan, tırnak işaretlerine kadar herşey çorba gibi oluyor. Renklendirmeyi geçtim: en azından Monospace yapmak lazım. Eğer WP kullanıyorsanız, WP-Syntax eklentisi süper iş görüyor. Üstelik kodları diline göre renklendiriyor da. Size kalan css dosyasında küçük ayarları yapmak.

Bu arada eğer fontların Linux ve Windows’ta farklı gözükmesinden şikayetçiyseniz (yine ben!) bu bilgi çok faydalı olabilir.

Yazının devamını oku »

Radyo, yeniden!

2009 13 Ekim

O kadar çok özlemişim ki radyo dinlemeyi, hele güzel güzel kaliteli programlar dinlemeyi. Şimdi kendimce güzel bir erişim sağladım buna, sizinle de paylaşayım.

Öncelikle durum şuydu: Özelinde Radyo 3, genelinde TRT radyolarını dinlemek istiyordum ama ne hikmetse TRT’nin internet sitesindeki canlı radyo çalma özelliğini Ubuntu’da tıkkadanak çalıştıramadım. Windows ve Mac için yeni özellikler falan demişler ama temel işlevden yoksun kalınca, yeni özellikler fantazi durumunda tabii. Zaten internet tarayıcısından radyo dinlemek de hiç sarmamıştı. Hissiyat ile alakalı biraz… Sonra TRT’nin mms kaynaklarını buldum, onları da çalana kadar biraz bakındım. Sonra farkettim ki vlc bunu da çalıyor! Hatta ve hatta kayıt yapabildiğini söyleyenler var.

Yazının devamını oku »

Feynman kuralı

2009 10 Ekim

Öyle çok değil; sekiz, bilemedin on tane
Kendine ait problemin olsun aklında.
Malum; her insanın bir sınırı var,
Onca bilgiyi kim tutabilmiş elinde?

İçten ol, merakla düşün çözümlerini,
Zorlamayla yürümesin işler saklında
Ve bu uğurda uygula öğrendiğin her yeni tekniği,
Belki sana geri döner; adım şeklinde…

İşte ben Feynman, efsaneyim fizik dalında,
Açıkladım sana yöntemimi şiir dilinde,
Bundan sonrası sana kalmış artık,
İster dağıl git, ister toplan kendi yolunda!

Yazılım ve Bilim

2009 29 Eylül

Türkiye’de, bilimle uğraşan çoğu kişi (lisansüstü öğrencileri ve hocalar) ellerini bir an önce pratikten (onların tabiriyle kod yazmaktan) kurtarmaya çalışıyor. Hatta kod yazmayı küçümseyen insanlar var. Konum gereği proje peşinde koşmaktan, eğitim seviyesini yükseltmeye ve literatürden kopmamaya çalışmaktan bahsetmiyorum. İnsanın enerjisi sınırlıdır, her şeye yetmez, bu çok doğal. Kod ile deneyi gerçeklemeye çalışanlara apaçık ikinci sınıf muamele yapılmasından bahsediyorum. Kod yazmak derken anlaşılması gereken bilimsel kod yazmaktır. Yani yazılım, günümüzdeki bir bilimcinin deney düzeneğidir. Bilimsellik; etiğiyle ve metodlarıyla nasıl bir kültürse onun deney düzeneği de o kültürün bir parçasıdır. Böyle görmeyen insanların armümanları genel de şöyle:

Yazının devamını oku »

Biriktirmek

2009 28 Eylül

İnsan, biriktirerek ilerliyor. Yavaş yavaş biriktiriyor, bu birikimler adım oluyor ona.

Ne zaman yeni bir defter alsam doldurmak hep çok zor oluyor ama önceki defterime devam etmeyi tercih etsem, ellerime bir büyü geliyor sanki, takır takır yazmaya başlıyorum. Defter şöyle olsun, böyle olsun hayallerinden kurtulup gerçekçi bir bakışa geçiyorum ve elden geleni ortaya koyuyorum. Şu 21. yüzyıla ait sıkılıp yüzeysel geçiverme hastalığından kurtulup eski defterlere devam etmeyi öğrenmek lazım.

Buradaki defter herhangi başka bir şey de olabilir, hatta her şey olabilir.

Taş çorbası

2009 24 Eylül

“Savaştan yorgun argın dönen üç askerin karşısına bir köy çıkar. Midesi kazınan askerler köylülerden yiyecek bir şeyler bulacağı umuduyla köye dalarlar ama gelgelelim savaştan bıkan köylüler ortamdan kabı kacağı çekmiş, kendilerini dış dünyaya kapamışlardır. Kapı kapı dolanıp kimseden bir cevap alamayan askerlerin aklına bir fikir gelir. Biri çeşmeden su getirir, diğeri koşar birkaç taş kapar, kalan da ocağı yakar. Başlarlar taş kaynatmaya. Bir taraftan da yemek muhabbetine koyulurlar. Camdan olayı izleyen bir köylü meraktan yerinde duramaz, çıkar gelir.  Bakar, adamlar ciddi ciddi taş kaynatıyor. Dayanamaz sorar; ‘Bunu mu yiyeceksiniz?!’. ‘Ah’ der, uzun boylu asker, ‘birkaç tanecik havuç olaydı, daha iyi olurdu ama…’. Duruma gönlü elvermeyen köylü bir koşu gider, biriktirdiği havuçlardan bir torba kapıp getirir, tencereye atar. Bu arada diğer köylüler de yavaş yavaş meydanda toplanmaktadır. Havuçları taşların arasına dağıtan asker hayıflanır, ‘bir de şöyle patates olacaktı ki, oof!’. Patates tarlasından arda kalanları saklayan köylü koşar bu sefer, patates getirir. Soğandı, biberdi, etti derken tencere dolmaya başlar. Askerin biri taşları çıkarır. Sonunda ortaya enfes bir yemek çıkar. Askerler, köylüler hep beraber otururlar; bir güzel afiyetle yerler. Bu köylülerin aylardır yediği tek güzel yemektir.”

Yazının devamını oku »

« Daha Eski YazılarDaha Yeni Yazılar »